TÜRKONFED Orhan TURAN,inanıyoruz ki,her sorunun bir çözümü vardır.

























































takipçi satın al instagram takipçi satın al twitter takipçi satın al tiktok takipçi satın al youtube abone satın al facebook takipçi satın al twitch takipçi satın al





Mersin Sondakika

TÜRKONFED Orhan TURAN,inanıyoruz ki,her sorunun bir çözümü vardır.


Bu haber 2022-03-09 19:14:01 eklenmiş


TÜRKONFED Yönetim Kurulu adına, her birinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. TÜRKONFED-

TÜSİAD Anadolu Buluşmaları’nın ilk etkinliğinde, üye federasyonumuz ÇUKUROVASİFED ev

sahipliğinde Mersin’imizde, sizlerle bir araya gelmekten onur duyuyoruz.

TÜRKONFED ve TÜSİAD olarak, Anadolu Buluşmaları kapsamında gerçekleştireceğimiz etkinlikler

ile ortak amacımız, ülkemizin bugününe ve geleceğine dair fikirlerimizi, duygularımızı, görüşlerimizi

paylaşabileceğimiz sürdürülebilir bir platform oluşturmaktır. Çünkü ortak akıl, içinde

bulunduğumuz dönemde yalnızca ülkemizde değil dünyanın tüm ülkelerinde savaşa karşı barış;

istikrarsızlığa karşı huzur; belirsizliklere karşı öngörülebilirlik için en kıymetli araç haline gelmiş

durumda.

Ortak akıl ile ortak vizyonlarımızı paylaşacağımız, ülkemizin yeni ufuklara yelken açarken, geleceğini

de inşa edeceğimize inandığımız toplantıya katılan siz değerli dostlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.

Dün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladık. Bu vesileyle bir kez daha, bugün burada bulunan

değerli kadın üyelerimiz, konuklarımız ve basın mensuplarımız olmak üzere tüm kadınların Dünya

Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Sosyo-ekonomik kalkınmamızın gerçekleşebilmesi sosyal toplumun

bileşenlerini değerli kılmamızla mümkün ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak bu noktada

vazgeçilmez bir önem taşıyor.

Bu kapsamda, İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden ve etkin bir şekilde uygulamamız gerektiğini bir kez

daha hatırlatmak isterim. TÜRKONFED olarak her platformda “güçlü kadın, güçlü toplum, güçlü

ekonomi, güçlü demokrasi ve güçlü Türkiye” felsefesiyle hareket ediyoruz.

Değerli dostlarımız; 

Hepimiz dünyada ve ülkemizde olağanüstü şartlar yaratan; belirsizlikleri ve riskleri gündelik yaşamın bir

parçası haline getiren pandemi döneminin sona ermesini umut ederken, bu kez de jeopolitik gelişmelerle

yüzleşiyoruz. Bir süredir öncü sarsıntılarını hissettiğimiz çok kutuplu dünya anlayışının geri dönüşü,

Karadeniz’de Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan çatışmalar eşiğinde adeta bir Tsunami etkisi

yaşatıyor.

 

Büyük üzüntü ve endişe ile takip ettiğimiz bu yıkıcı gelişmenin henüz iki haftalık sonucu, yaşamını

yitiren yüzlerce sivil, yurdunu terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan, harap olan yaşamlarla

gözlerimizin önündeki acı tablolara bir yenisini ekliyor. Çatışmaların insani boyutta yarattığı etki her

geçen gün daha da ağırlaşıyor. Özgürlüğümüzü, bağımsızlığımızı ve gelecek ülkümüzü büyük

fedakarlıklarla elde etmiş bir ülkenin vatandaşları olarak ortak hafızamız sayesinde bu acı

tablonun yaratabileceği etkileri belki de en iyi bizler biliyoruz.

İşte bu nedenle ülkemizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının bize bıraktığı

Cumhuriyet Mirası’nın ve “Yurtta barış, dünyada barış” sözünün değerini, her geçen gün daha iyi

anlıyoruz. İnanıyorum ki, farklı milletlerin tarih boyunca kıyısında buluştuğu dostluk denizi Karadeniz, bu

kadim coğrafyanın temellerinde yerini koruyan aklıselimlik ve sağduyu ile bu insanlık krizinin

çözülmesine de tanık olacaktır.

Değerli dostlar, değerli konuklar;  

Yaşanılan insani krizi yalnızca bölgemiz değil ekonomilerin ve en önemlisi bilginin bütünüyle

küreselleştiği günümüzde tüm dünya hissediyor. Rusya’ya uygulanan yaptırımlar ve Ukrayna’nın gerek

sosyal gerekse ekonomik altyapısına yönelik saldırılar, artçı şoklarını piyasalarda olanca şiddetiyle

hissettiriyor. IMF verilerine göre ocak ayında tüm dünyada yüzde 7,8’e ulaşan ortalama gıda

enflasyonu, Rusya ve Ukrayna’nın küresel buğday tedarikindeki ağırlığı düşünüldüğünde daha da

yükselecek gibi görünüyor.

140 doları gören varil başına petrol fiyatlarına ek olarak doğalgaz dahil enerjide “yeni bir açmazı,

yeni bir krizi ve yeni bir belirsizliği de” beraberinde getiriyor. Özetle krizin enerjiden gıdaya,

sermaye piyasalarından emtia ve maden tedarikine kadar geniş çapta etkilerini hep birlikte yaşıyoruz.

Bu noktada kendi açımızdan sormamız gereken en önemli soru elbette ülkemizin bu durumdan nasıl

etkileneceği.

Dolayısıyla küresel ekonomi önemli bir dönemeçten geçerken Türkiye’nin makroekonomik fotoğrafına

bakmakta yarar var…. Yeni Ekonomik Model’in açıklanmasından bugüne geçen sürede ortaya çıkan

makro veriler, ulaşılmak istenen hedefin çok gerisinde bir tabloya işaret ediyor. Enflasyon-faiz ve kur

sarmalı ile ihracat ve ithalat rakamları arasındaki fark ve cari açık; yüksek teknolojili üretim

çerçevesinde verimlilik ve katma değer yaratmaktan da uzak görünüyor.

 

Ülkemizin özellikle enflasyon ile mücadelede gerekli adımları atmaması, yüksek enflasyon ile cari açık

ve büyümenin sürdürülebilirliğinde ciddi endişeleri de beraberinde getiriyor. Türkiye ekonomisi TÜİK

rakamlarına göre 2021 yılında yüzde 11’lik bir büyüme kaydetmiş olsa da büyümenin

sürdürülebilirliği ve kalitesine yönelik bir kafa karışıklığı da yaşanıyor. Büyüme detaylarına baktığımızda enflasyon

pahasına gelen büyümenin toplumsal refah yaratmadığı, aksine gelir dağılımı adaletsizliğinde

aradaki makasın açılmasına neden olduğu görülüyor. Bu doğrultuda GSYİH içerisinde önemli bir yer

tutan turizm gelirlerinin, mevcut Rusya-Ukrayna krizi ile beklenen seviyede gerçekleşmeyeceğini de

hesaba katmak zorundayız.

Yine TÜİK rakamlarına göre şubat ayında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 54,44, üretici enflasyonu

ise yüzde 105 oranında gerçekleşti. Bu da bize ÜFE-TÜFE arasındaki makasın giderek açıldığını

gösteriyor. Faizi düşürme ve rekabetçi kur politikasının bir sonucu olarak enflasyonun son 20 yılın en

yüksek düzeyine çıktığına, TL’nin dünyanın en fazla değer kaybeden para birimi olduğuna şahit

oluyoruz. Bir ülke, parasının değeri ve ürettiği katma değer ile güçlüdür.

Değerli üyeler ve değerli dostlarımız;

Yüksek kur, yüksek faiz ve yüksek enflasyon sarmalının içinde sadece iş dünyası değil toplum olarak

önümüzü görmekte zorlandığımızı ifade etmek isterim. Yeni modelin dış ticarete yansımasında da

hedeflenenden uzak bir tablo var karşımızda. Eylül 2011’den bu yana gerçekleşen en yüksek dış ticaret

açığına tanıklık ettik.

Makroekonomik fotoğrafımızın Türkiye’nin üreten, yatırım yapan, istihdam yaratan kesimleri için de

pek parlak olmadığını söylemek zorundayım. Nakit akışı, işletme sermayesi, finansmana erişim ve

finansman maliyetlerine karşı dayanıklılık, mevcut istikrarsızlık ve risk algısı koşulları altında iş

insanlarının karşılamakta giderek zorlandığı ihtiyaçlar olarak öne çıkıyor. İşletmelerimiz bu öngörülemez

iklim altında bütçe ve yatırım yapmakta zorlanıyor.

Firmaların işletme sermayesi ihtiyacı son bir yılda dört kata yakın artış gösterdi. Bu iklimin nihai

olarak kapanmalara yol açması ve dolayısıyla istihdama olumsuz etki etmesini engellemenin yolu bellidir.

O da; gerek devlet gerekse finans sektörü tarafında finansmana erişim kanallarının bir an önce

açılmasıdır. 

Özellikle ekonomi yönetimimizin bir süredir uyguladığı düşük faiz politikası, finansal koşullara

yansımadığı gibi, tam aks bir etki yaratıyor. İş dünyası olarak elbette yatırım ve üretim iklimi için faizlerin

düşük seviyelerde bir patikada bulunması önemlidir. Ancak politika faizimiz yüzde 14 seviyelerinde

olsa da reel piyasada yüzde 30 ila 35 oranlarında bir finansman faizi ile karşı karşıyayız. Halbuki

üretim ve yatırım ikliminin canlandırılmasında ekonominin 3 önemli sacayağı olan kamu, reel sektör

ve finans sektörünün koordinasyon halinde olması sıkıntıların atlatılmasında çok önemlidir.

Çağımızda her firmanın iklimi ekonomi, yakıtıysa finansmandır. Finansmana erişim ve finansmanın

verimli kullanımı ile ilgili önemli sorunlarımızdan birisi de politika merkezlerinde alınan kararların

sahada aynı ölçüde sağlıklı sonuçlar vermesini engelleyen koşullardır.  

KGF kanalıyla verilen kredilerin yüzde 70’inin amacı dışında kullanıldığı, devletin resmi kurumlarının

açıklamalarıyla da görülüyor. Bununla birlikte daha etkili sonuçlar elde edebilmek için KGF dahil destek

paketlerinin; ihracata, yatırıma ve istihdama dönüşebilmesi, sağlıklı denetim mekanizmalarının

devreye alınması ile mümkündür.

Değerli dostlar, değerli üyelerimiz;  

Dış ticaret, turizm, enflasyon, risk primi ve büyüme… Hangi veriye bakarsak bakalım genel tablo

bizimle çok net konuşuyor: Tüm dünya için çok karmaşık geçeceği görünen yeni döneme, ne yazık ki

çok kırılgan ve istikrarsız bir ekonomi politikasıyla giriyoruz. Halbuki ekonomi iklimi; üretimi,

yatırımı ve istihdamı üç eksende besler. Bunlar güven, istikrar ve öngörülebilirliktir. Halihazırda

güvene, istikrara ve öngörülebilirliğe en çok hasar veren unsur ülkemizin yatırımcılar nezdindeki

risk algısıdır.

Bu algıyı oluşturansa ağırlıklı olarak yapısal sorunlarımızdır. Değişen hükümet sistemimizin arzu edilen

yapısal mimarisinin oluşmaması, denge ve denetleme eksikliği, meclisimizin yasama yetkisinin ve

fonksiyonunun etkisizliği, akut sorunları kronik hale getiren bir yapısal iklimin bileşenleridir.

Ekonomilerde öngörülebilirlik çok önemlidir. Belirsizlikler, yatırım davranışlarında, üretim ve tüketim

alışkanlıklarında ciddi kırılmalara neden olur. Son 20 yılın en yüksek enflasyon oranı karşısında ne

üreticiler ne de tüketiciler arzu ettiğimiz sıçrama için gerekli öngörülebilirliğe sahip olabiliyor.

Küresel tedarik zincirinde yaşanan sorunlara ek olarak enerji, ham madde ve navlun gibi girdi

maliyetleri muazzam bir tırmanış eğiliminde.

Ve tüm bu sorunların içinde ülke olarak son 40 yıldır dünya ekonomisinden aldığımız yüzde 1’lik

payı artırmaya çalışıyoruz. Ve yine son 40 yıldır faiz-enflasyon-kur sarmalına odaklandığımız için

çözmemiz gereken sorunu unutuyoruz. Ülke olarak riskimizi düşürmek, ulusal ve uluslararası

yatırımcılara güven verecek bir iklimi yaratmak, demokratik ve ekonomik reformlar ile de bu iklimi

kalıcı hale getirecek adımları bir an önce atmamız gerekiyor.

Bunun için yaraya ancak pansuman etkisi yapan gündelik önlemler değil ülkemizin risk algısını

büsbütün azaltacak kapsayıcılık, katılımcılık, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kurumların

bağımsızlığı ile liyakate dayalı bir anlayışın tesisini gerekli kılmaktadır. Çünkü biz biliyoruz ki,

Türkiye tüm badireleri, kaygılarını değil, hayallerini büyüterek atlatmıştır.

Çukurova’nın, ülkemizin ve dünyanın büyük edebiyat ustası Yaşar Kemal’in ölümsüz eseri İnce

Memed’de yazdığı satırlarda olduğu gibi: “Türkü bin yıl öteden geliyor. Uzaktan dağlardan,

çukurova’dan, denizden geliyor. Denizin tuzu, çamın sakızı, yarpuzun kokusu bulaşmış. Öyle bir türkü.

"Gel benim derdime," diyor, “bir derman eyle. Alemler derdine derman olansın."

Ülkesi üreten ve ülkesi için çalışan değerli iş insanları, değerli dostlarımız

Bizim hayalimizdeki Türkiye, bir barış ve refah ülkesidir. Her bir kadının, her bir erkeğin, her bir

bireyin kendini gerçekleştirme imkânı bulduğu, huzur ve güvenlik içinde yaşadığı bir ülkedir.

Aradığımız derman ise TÜRKONFED olarak sürekli dile getirdiğimiz 3 tuzaktan yani, “Orta Gelir-Orta

Demokrasi ve Orta Eğitim” tuzaklarından kurtulmakla mümkündür. Orta Gelir Tuzağı’ndan çıkışın

yolu, ülkemizi üretim üssü haline getirecek adımları atmaktan geçiyor. Bugün tüm dünya ülkeleri

ekonomik kalkınmada yeni bir kaldıraç arayışı içerisinde.

Mevcut sürecin zorlukları karşısında ekonomik kalkınmayı, uzun vadeli ve güçlü kılacak çözüm

arayışlarının merkezinde ise bugünkü ekonomik yaşamı, modellerini ve zihniyetini sürdürülebilir bir

gelecek için dönüştürme amacı yatıyor. Ekonominin denklemlerini yeniden yazacak bir dönüşümün

eşiğindeyiz. İnsan ve çevrenin odağında olduğu bu dönüşümle, “yeşil ve dijital” bir ekosisteme doğru

evriliyoruz. Bu dönüşümde, “karbon ayak izi kadar kadın ayak izinin” yaratacağı katma değerin gücünü

kaçırmamak gerekiyor.

Yeni ekonomik dönüşüm için yerküreyle, havayla, suyla, toprakla ilişkimizi yeniden tanzim eden,

iklim değişikliği odaklı yeşil ekonomiye geçişi esas alan, dijitalleşmeyi bir kaldıraç olarak kullanan,

yeni girişimleri destekleyen, araştırma-geliştirme çalışmalarının önünü açan, KOBİ’lerin

kapasitesini güçlendiren, küresel ekonomide etkin bir aktör olmayı hedefleyen, “yeni bir ufka ve

yeni bir stratejiye” ihtiyacımız var.

Değerli dostlar ve değerli üyelerimiz;

Orta Demokrasi Tuzağı’ndan kurtulmamız için gelişmiş bir demokrasi kültürünü yaygınlaştırmamız

gerekiyor. Ortak yaşama iradesini güçlendiren demokrasi bir tercih değil artık sürdürülebilir

hayatın temel koşulu oldu. Parti kapatmalar ve siyasi yasaklar ile bir yere varılamadığını gördük. Her ses, her

renk ve her düşüncenin en büyük zenginliğimiz olduğunu unutmamalıyız.

Yerel kalkınma için yerel yönetimleri yeniden tanımlamaya ve yerel demokrasiyi inşa etmeye

ihtiyacımız var. Demokrasimizi demokratikleştirmek yani yaşam tarzı haline getirmek ana hedefimiz

olmalı. Tek fikir, tek model ve tek yönteme dayalı bir hayat üzerinden memleketimizin geleceğini inşa

etmemiz zor görünüyor. Çeşitliliği, farklılığı ve çoğulculuğu korumaktan başka yolumuz yok.

Hukukun üstünlüğünü sağlamanın; 500 milyar dolarlık ihracata, 2 trilyon dolarlık GSMH ile 25

bin dolarlık kişi başına milli gelire ulaşma hedefinin yolu ve yöntemi olduğunu da belirtmek isterim.

Orta Eğitim Tuzağı’nı tarihin tozlu sayfalarında bırakmak için eğitim politikamızı temelden yeniden

tartışmamız gerekiyor. Nitelikli insan kaynağımızı güçlendirmemiz, tersine beyin göçünü teşvik

edecek politikaları acilen uygulamamızın önemini özellikle vurgulamak isterim. Bilim ile, akıl ile,

inovasyon ile, eleştiri ve özgür düşünceyi teşvik eden çağın gerektirdiği yetkinlik ve beceri seti ile,

gençlerimizi kalmaya teşvik edecek yolları ve yöntemleri bulmak ülkemiz için boyun borcumuzdur.

Ekonomik dinamizmi teşvik etmek için çocuklara, gençlere, kadınlara yani insan sermayemize büyük

yatırım yapmak zorundayız. Analitik düşünebilen, dünyaya-bilime ve bilgiye açık nesiller yetiştirmek

zorundayız. Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımız ve gençlerimizin önüne yeni hedefler, yeni

fırsatlar, yeni ufuklar ve yeni umutlar getirmeye mecburuz.

Değerli konuklar ve değerli misafirler;

Toplumun yeniden “biz” olmaya, ortak ufka ve hedeflere odaklanmaya ihtiyacı olduğu açık. Ortak

başarıya, ortak heyecana, ortak umuda ihtiyacımız var. Daha önce başardık, yeniden başarabiliriz.

Ülkesini seven, ülkesinin sorunlarına çözüm üretmek için bir araya gelen iş insanları olarak bu

dönüşüm sürecinin risklerini ve zorluklarını göğüslemeye hazırız.

Geçtiğimiz yıl haziran ayında gerçekleştirdiğimiz Olağan Genel Kurulu’muzda açıkladığımız “2030’a

Doğru Yürüyen Türkiye için Yeni Dönem Yeni Ufuklar” vizyon belgemiz ile ulaşmayı hedeflediğimiz

Türkiye’yi anlatarak konuşmamı sonlandırmak istiyorum.

Yeniden biz olma hedefi ile türkonfed olarak hayalimiz;

 Yerküreyle ve yeşil dönüşüm ile uyumlu bir ekonomik atılımı başlatmış

 Sosyal, laik ve demokratik hukuk devletini yeniden inşa etmiş

 Güçler ayrılığını, denge ve denetleme mekanizmalarını yerli yerine oturtmuş

 Yargının tam bağımsızlığını tesis etmiş

 Toplumsal ve siyasal uzlaşmalar ile, yeni dönemin, yeni ve sivil anayasasını yapmış

 Avrupa Birliği’ne tam üye olmuş

 Hukukun üstünlüğüne inancı artırmış ve güçlü bir toplumsal dönüşümü başarmış

 Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı politikalar geliştirmiş, ayrımcılığın, ötekileştirmenin,

kutuplaşmanın olmadığı, toplumun refah ve huzurunun esas olduğu, bir toplumsal mutabakatı

ve toplum-devlet mutabakatını sağlamış,

 Onurlu yaşam hakkını kurumsallaştırmış ve garanti altına almış,

 Adaletsizlik ve yoksullukla mücadele politikalarının küresel öncülerinden olmuş bir

Türkiye’dir.

Özetle bizler; potansiyellerimizi verimlilik yaratacağımız, ülkemizin toplumsal refahını

artıracağımız, gelir dağılımı adaleti ile birlikte elbette hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ile

güçlendireceğimiz, fikir ve ifade özgürlüğü harcı ile temelini sağlamlaştıracağımız, ”bizi biz yapan

Cumhuriyet değerlerimiz” ile aklın ve bilimin ışığında aydınlık bir gelecek hayalimizi canlı tutmak

için çalışıyoruz.

TÜRKONFED olarak inanıyoruz ki, bu hayale giden yolda her derdin bir dermanı, her sorunun bir

çözümü vardır. Türkiye’nin bu büyük hayaline gündelik önlemlerle değil ülkemizin risk algısını

büsbütün azaltacak; kapsayıcılık, katılımcılık, şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakate dayalı bir

anlayışın tesisi ile ulaşabiliriz. Vakit, bu hayali güçlendirmenin vaktidir.

Anadolu Buluşmaları’nın bu hayali birlikte güçlendireceğimiz paylaşımları artıracağını, kapsayıcı ve

katılımcı düşüncenin zenginliği ile ülkemize değer yaratacak adımları atmamızı sağlayacağına

yürekten inanıyorum. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski nezdinde, kıymetli

TÜSİAD üyelerine, buluşmamıza ev sahipliği yapan ÇUKUROVASİFED Yönetim Kurulu Başkanı

 

Hüseyin Kış ve yönetim kuruluna; dün bizleri Adana’da ağırlayan ve misafirperverlikleri ile

paylaşımlarımızı artıran TÜRKONFED Başkan Yardımcımız Süleyman Sönmez’e, Yönetim Kurulu

Üyemiz ADSİAD Başkanımız Vedat Gizer ile yönetim kuruluna; elbette TÜRKONFED’in Duayen

Başkanı Sevgili Süleyman Onatça ağabeyime, siz değerli üyelerimize ve basın mensubu dostlarımıza

teşekkür ediyorum.

 

Sağlık ve sevgilerle,


ETİKETLER :
Diğer EKONOMİ haberleri










Yazarlar

MERSIN
Arşiv Arama
- -






Copyright © 2022 Haberonda.Net Gazetesi Tüm hakları saklıdır.
pendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat