TÜSİAD SİMONE KASLOWSKİ MERSİN'DE,GELECEĞİ İNŞA RAPORU ANADOLU ZİYARETLERİ

























































takipçi satın al instagram takipçi satın al twitter takipçi satın al tiktok takipçi satın al youtube abone satın al facebook takipçi satın al twitch takipçi satın al





Mersin Sondakika

TÜSİAD SİMONE KASLOWSKİ MERSİN'DE,GELECEĞİ İNŞA RAPORU ANADOLU ZİYARETLERİ


Bu haber 2022-03-09 19:18:16 eklenmiş


Sizleri şahsım ve TÜSİAD Yönetim Kurulu adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bugün Mersin’de siz değerli

iş insanları ile birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

TÜSİAD olarak 50. Kuruluş yıl dönümümüz olan geçen yıl, ülkemizin geleceği için hazırladığımız bir

çalışmayı kamuoyuyla paylaştık.

Ekim ayında tanıtımını yaptığımız “Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” adlı çalışmamız, iki yıllık sıkı bir çalışma

sürecinde tamamlandı. Çıkış noktamız, ülke olarak yeni bir hikaye yazmak gerektiğini düşünmemizdi.

Bugün burada sizlerle bu çalışmamızı bir kez daha paylaşacak olmaktan mutluluk duyuyorum. Bugün

aramızda, projemizin koordinatörü sevgili Hüsamettin Onanç da bulunuyor. Sevgili Hüsamettin Onanç’a

değerli katkıları için çok teşekkür ediyorum. Sizlerle bugün kapsamlı nüshası paylaşılan raporu kaleme alan

Dr. Ümit İzmen’e ve süreç boyunca tüm katkı verenlere de teşekkür ediyorum.

Birazdan çalışmamızın ana fikrine ve önemli noktalarına değineceğim. Ancak önce, günümüzde hepimizin

gündemini meşgul eden sorun alanlarıyla ilgili değerlendirmelerimi paylaşmak istiyorum. Küresel ve ulusal

düzeydeki sorunlarımızın çözümünün, geleceği yeni bir anlayışla inşa etme anlayışımızla yakından ilişkili

olduğunu düşünüyorum.

Değerli Konuklar,

Dünyada olağan üstü bir dönemden geçiyoruz.

Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve siyasal bağımsızlığına yönelik Rusya’nın kabul edilemez saldırısı büyük

bir insani drama neden oldu.  Bu saldırı, caydırıcı girişimlerle durdurulmadığı takdirde hem insani açıdan,

hem de kurallara dayalı liberal demokratik düzen ve bölge ülkelerinin güvenliği açısından yeni risklere yol

açacak.  

Yeni küresel denklem, Türkiye açısından dış ilişkilerini transatlantik alem ve Avrupa Birliği üyelik süreci

açısından tazeleme gereğini ortaya koydu. Türkiye hem Batı ile hem de bölge ülkeleriyle sorunlarını

giderme yolunda adımlar attı. Montreux Sözleşmesi’nin bölge ülkeleri açısından sağladığı hassas denge

daima gözetilirken, NATO ittifakının caydırıcılığının da ülkemiz güvenliğine sağladığı katkı göz önünde

bulundurulmalı. Türkiye’nin yoğun girişimleri ile Rusya ve Ukrayna Dışişleri Bakanları’nın yarın Antalya’da

bir araya gelecek olmalarının, krize diplomatik çözüm arayışlarına büyük katkı sağlamasını umut ediyoruz.

Diğer taraftan, Avrupa ve çevre ülkelerle Rusya arasında var olan dengesiz ekonomik bağımlılık ilişkisinin

yarattığı siyasi ve ekonomik maliyetler gündemde. Nitekim Avrupa Birliği, başta enerji alanı olmak üzere

kaynak çeşitlendirme yolunda kapsamlı adımlar atmaya başladı. Bu dönemde öne çıkan konular: kural

temelli ekonomik düzenin güçlenmesi ve savunma alanında yeni yapılanma. Yeşil ve dijital dönüşüm,

enerji, tedarik zincirleri ve hammadde tedarikinde sorunların ortak bir yaklaşımla ele alınması da

kaçınılmaz.

Değerli Konuklar,

Ekonomik ajandada son dönemde takip ettiğimiz enflasyon ve para politikası gibi öne çıkan başlıklar

Rusya-Ukrayna savaşı ile beraber tamamen eksen değiştirdi. Hali hazırda artmaya devam eden global

enflasyon ile tüm küresel tedarik zinciri ve enerji fiyatları daha da belirsiz bir patikaya girdi. Rusya’ya

uygulanan yaptırımlar ve bunların karşılığında Rusya’nın atacağı adımlar hem küresel ekonomide hem de

Türkiye ekonomisinde belirleyici olacak.

Yaşanan gerilim Türkiye ekonomisini enflasyon, beklentiler, finans, dış ticaret ve turizm kanalları

üzerinden etkilemekte. Rusya’nın önemli miktarda enerji arzını sağladığı Avrupa’da da enerji kaynaklı

yavaşlama riski mevcut. Öte yandan, petrol, hububat ve metal gibi emtia fiyatları artmaya devam ediyor.

Ülke ekonomimiz için hızla tedbir almamız gereken ve son derece maliyetli bir sürece girmiş durumdayız.

Türkiye ekonomisi 2021 yılında %11 gibi oldukça yüksek bir büyüme kaydetti. Yaklaşık 800 milyar dolara

gelen bir milli gelirimiz ve 9500 dolar seviyesinde bir kişi başı milli gelirimiz mevcut. Fakat tüm bunların

yanısıra %55’lere gelmiş ve yükselmeye de devam eden bir enflasyonumuz var. Dünyada ise enflasyon son

20-30 yılın en yükseğinde olmasına rağmen halen %7-8 seviyesinde. Üzülerek belirtmeliyim ki bu

enflasyon ortamında refah kaybı çok ciddi boyutlara varmış durumda. İşte bu yüzden en baştan bu yana

enflasyon %20’lerdeyken çok dikkatli olmamız gerektiğinden bahsediyorduk. Hali hazırda iktisadi

çerçevede enflasyon ile tam mücadele edemiyorken bir de bu krizle karşı karşıya kaldık. Keşke çokça

konuşulduğu gibi vergi indirerek enflasyonla mücadele mümkün olsa, o zaman tüm dünyada herkes de bu

yöntemi benimserdi. Ama bugün de görüyoruz ki enflasyonla mücadelede bilimin bize sunduğu iktisadi

yöntemlere geri dönmemiz gerekmekte.

Türkiye’nin küresel para politikasında değişimin eşiğinde emsallerine göre tercih ettiği farklı patika, Rusya-

Ukrayna savaşı ile, riskleri daha da artırdı. Savaşla birlikte küresel ölçekte artmaya başlayan fiyatları da göz

önünde bulundurarak, enflasyona karşı atacağımız adımlarda çok daha temkinli olmamız gereken bir

sürece girdik. Bugüne kadar bir şekilde geldik fakat bundan sonrasında global ortam bizi çok daha riskli bir

sürece soktu. İktisadi olarak tam hazırlıklı değiliz. Hem dış finansman ihtiyacımız çok yüksek ve her geçen

gün yükseliyor, hem dövize erişim maliyeti artıyor, hem de içeride şiddetli bir refah kaybı mevcut.

Maalesef bu süreç de %11 gibi son derece yüksek büyüdüğümüz bir dönemde gerçekleşiyor. Nasıl bir

büyüme tercih ettiğimizi tekrar değerlendirmeliyiz. Bugünkü gibi hızlı ve yüksek gözükürken aslında

fakirleştiren bir büyüme mi istiyoruz, yoksa fiyat istikrarının öncelikli olduğu kalkınmayı sağlayan, refahı

artıran sürdürülebilir bir büyüme modeli mi istiyoruz. Bugün itibari ile ekonomide temenni ettiklerimizden

her geçen gün uzaklaştığımızı, halihazırda açıklanan tüm rakamlar net ortaya koymakta. Üstelik henüz bu

rakamlarda savaşın da etkisini görmüş değiliz.

Tüm bu gelişmeler ışığında zor bir 2022 geçireceğimizi bilmeliyiz. Türkiye ekonomisi, krizlerle mücadeleyi

iyi bilen, doğru adımlar atıldığı takdirde esnek ve güçlü bir ekonomidir. Bu süreçten, ancak ve ancak doğru

mücadele araçlarını doğru zamanlama ile kullanırsak en az hasarla çıkmamız mümkün olabilir. Şunu

unutmayalım, savaş dolayısıyla tüm dünya ekonomileri hasar görecektir. Burada bunu en aza

indirebilmekten bahsediyoruz.

Değerli Konuklar,

Pandemi sürecinde tecrübe ettiğimiz küresel tedarik zincirlerinin kritik yapısı, Rusya ve Ukrayna savaşı ile

birlikte ülkelerin gündeminde üst sıralarda. Enerji arz güvenliği ve gıda güvenliği, bu hassas gündemde

politikalarımızın sürdürülebilirlik temelleri üzerine inşa edilmesi ihtiyacını gözler önüne seriyor.

Enerji arz güvenliği ve iklim krizi gerçeğini odağına alan bir enerji dönüşümünü tesis etmeliyiz.

Üzüntü ile takip ettiğimiz savaş ortamı, kendine yeterli, riski iyi yönetilen ve dirençli bir enerji sisteminin

ne kadar önemli olduğunu bizlere yeniden hatırlattı. Bunun sağlanmasına yönelik tartışmalara aktif ve

yapıcı katkı sağlanması kritik önemdedir. İklim Şurasında alınan kararlar doğrultusunda bu yıl içinde

hazırlanması öngörülen Uzun Dönemli Enerji Planı’nın arz güvenliği, öngörülebilirlik ve sürdürülebilirlik

prensiplerini bütüncül gözetmesi kritik önem taşıyor.

Süreç içinde yapılan düzenlemelerin de bu temel prensipleri göz önünde bulundurması, serbest piyasa

uygulamalarından uzaklaşılmaması ve güçlü bir istişare süreci içinde gerçekleştirilmesi kritik önemdedir. 

Enerjiye tüm kesimlerin erişimi amacıyla ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza doğrudan destek doğru yönde

atılmış bir adım olmuştur. Öte yandan, geçtiğimiz hafta sonu Nükleer Düzenleme Kanununa eklenen

maddenin, hem yenilenebilir enerji yatırımlarının sürdürülebilirliğini ciddi ölçüde riske atacak hem de

yatırım ortamının öngörülebilirliğini olumsuz etkileyecek nitelikte olduğunu değerlendiriyoruz. Bu süreç

yeşil dönüşüm hedefini de desteklemeyecek, uzun vadede ekonomik enerjiye ulaşımı da olumsuz

etkileyebilecektir.

Elektrik Piyasası Kanunu’nda da belirtiği üzere; “Arz Güvenliği` için rekabet ortamında özel hukuk

hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının

oluşturulması esastır. Piyasaya müdahaleler, yatırımcıların ve özellikle bu yatırımlara finansman

sağlayacak kurumların güvenini sarsmaktadır.

Bu yeni düzenlemenin arz güvenliğini ve iklim politikalarını destekleyici yatırımların sürdürülebilirliğini

sağlayacak çerçevede ve piyasaya en az zarar verecek şekilde kısa süreli olarak gerçekleştirilmesi

temennimizdir.

Tarımsal arzın sürdürülebilirliği de ekonominin hemen her sektörü ile ilişkili. İklim değişikliğinin etkilerinin

yanı sıra maliyet artışı kaynaklı bir gıda enflasyonu sorunumuz da var. Tahıl ve yağlı tohumlarda dışa

bağımlılığımız gıda arz denkleminde birçok sektörü doğrudan etkilemekte. Yüksek oranlarda gıda atık ve

kaybı da söz konusu. Tüm bunlar çerçevesinde, sürdürülebilir tarımsal üretim planlanmasına, üreticinin

desteklenmesine, değer zincirinde verimin artırılmasına, atık ve kaybın azaltılmasına yönelik stratejik orta

ve uzun vadeli yapısal iyileştirmeler, gıda arz güvenliğinin ve güvencesinin yanı sıra enflasyonist baskı

açısından da yüksek önemde.

İklim değişikliği ile mücadelede önemli bir konu karbon tutan yutak alanların korunmasıdır. Binlerce yıldır

coğrafyamızın en önemli zenginlikleri arasında yer alan, yutak alan işlevinin yanı sıra önemli bir istihdam

ve gelir kaynağı olan zeytinlik sahalarının ekosistem bütünlüğünde korunması son derece kıymetli. Çevre,

iklim, enerji ve ekonomi politikalarımız birbiri ile tutarlı olmalıdır. Kamuoyu vicdanını da derinden

etkileyen, zeytinlik sahalarının madencilik faaliyetlerine açılması düzenlemesinin geri çekilmesi yönündeki

taleplere kulak verilmelidir.

Değerli Konuklar,

İki yıl süren pandemi, evrensel bir sağlık krizinin yarattığı yeni şartlar, artmakta olan enflasyon, enflasyonla

derinleşen ekonomik sıkıntılar ve toplumsal eşitsizlikler, iklim krizi, jeopolitik gerilimler, savaşın toplumsal

ve ekonomik etkileri geleceğe umutla bakmamızı zorlaştıran bir ruh halini beraberinde getirebiliyor.

Ancak, tam da bu tür zamanlarda ihtiyacımız olan şeyin, içinde bulunduğumuz sarmaldan çıkmanın

yolunun, geleceğe yeni bir anlayışla bakmak olduğuna inanıyoruz.

Değerli Konuklar,

“Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” çalışmamızın temel noktası şudur: Bir ülkenin refahının asıl belirleyicisi

artık ne yer altı kaynakları ne fiziksel sermaye ne de ucuz emeğe dayalı üretimdir. Günümüzde refahın asıl

belirleyicisi bir ülkenin maddi olmayan kaynaklarıdır. Biz bu maddi olmayan kaynakları kısaca “insan, bilim

ve kurum” olarak özetledik. Yani, insanın yetkinliklerinin geliştirilmesi; bilim-teknoloji ve inovasyona önem

verilmesi; ekonomiden demokrasiye tüm alanlarda güvenilir ve kapsayıcı kurumlar ve kuralların

yerleşmesi. Ancak ve ancak bu üç unsurda eş zamanlı ilerleme kaydettiğimiz takdirde sürdürülebilir

kalkınmayı başarabiliriz. Hedefimiz; ekonomik olarak gelişmiş, uluslararası alanda saygın, toplumsal olarak

eşitlikçi ve adil, yeşil dönüşümü başarmış çevreci bir Türkiye olmaktır.

 

Değerli Konuklar,

Raporumuzun merkezine koyduğumuz ilk unsurun “insani gelişme ve yetkinleşme” olduğunu belirtmiştim.

Okul öncesinden başlamak üzere bölgelere, cinsiyetlere ve sosyoekonomik özelliklere göre eğitime

erişimde farklılıklar maalesef devam ediyor. İnsanımızın iyi iş ve yaşam koşullarına erişmesi ve ülkemizin

ekonomik ve demokratik açıdan gelişimi açısından nitelikli ve kapsayıcı eğitim kritik önem taşıyor.

Ayrıca hepimiz kendi işlerimizden gözlemliyoruz. Teknolojinin hızı, iş yapma biçimlerimizin ve insan

kaynağı yetkinlik gereksinimlerinin de hızla değişmesine neden oluyor. 21. yüzyıla uygun teknik, dijital ve

sosyo-duygusal beceriler gerekiyor. Elbette bunun yanında, Türkiye’nin nitelikli insan gücü açısından

çoraklaşmasını engelleyecek bir ortamı da sağlamalıyız. Beyin göçünü, yakın geleceğimizdeki en büyük

sorunlardan biri olarak görüyoruz.

Bir toplumda kadınların yeri ve konumu, insani gelişmişlik düzeyinin en önemli göstergelerinden. Dün 8

Mart Dünya Kadınlar Günü idi. 21. yüzyılda halen kadınlar erkek şiddetine maruz kalıyor, eğitime ve işe

erişimde türlü engellerle mücadele ediyor. Örneğin ülkemizde kadınların işgücüne katılımı OECD içinde en

son sırada. Bu durum, uluslararası endekslerdeki konumumuzu ve ülkemizin rekabet gücünü de olumsuz

etkiliyor.

Kadının her alanda eşit katılımı, zihniyet dönüşümü ve kurumsal politikalarla mümkün. İş dünyası olarak

bizim de yapabileceğimiz çok şey var. Geçtiğimiz hafta TÜSİAD olarak, TÜRKONFED’in de içinde olduğu 7

STK ile bir araya gelerek “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Hemen Şimdi” dedik. Bu çağrımıza Mersin iş

dünyasının da sahip çıkacağını umuyoruz.

Değerli Konuklar,

Raporumuzda ana unsur olarak yer verdiğimiz ikinci alan “bilim, teknoloji ve inovasyon”. Pandeminin

getirdiği yeni koşullarla birlikte bilimin önemi tekrar hatırlandı. Dijitalleşme süreci de giderek hızlandı.

Bilimsel araştırmaya daha fazla ağırlık vermek, bilim insanlarını hem olanak hem de bilimsel özgürlük

bakımından daha çok desteklemek gerekiyor. Hep konuştuğumuz dijital ve yeşil dönüşümü sağlayacak

bilimsel ve teknolojik kapasitemizi de güçlendirmeliyiz.

Ekonominin bel kemiği KOBİ’lerin de bu dönüşüm sürecine katkı sağlamaları, girişimcilik ve inovasyon

kültürünü besleyecektir. Bu çerçevede TÜRKONFED ile işbirliğimizi çok önemsiyoruz.

Değerli Konuklar,

Raporumuzda yer verilen üçüncü unsur “kurum ve kurallar”dır. Hukukun üstünlüğü; çoğulcu ve

demokratik toplum yapısı ile temel hak ve özgürlüklerin teminatıdır. Sivil toplumun karar alma süreçlerine

dahil olabildiği, kuvvetler ayrılığının korunduğu, şeffaf ve hesap verebilir bir kamu yönetiminin olduğu,

denetleyici ve düzenleyici mekanizmaların özerk olarak görevini yerine getirebildiği bir toplum için,

hukukun üstünlüğü ile sağlamlaştırılmış kurumlar, hayati önem arz etmektedir. İfade özgürlüğü ve serbest

tartışma ortamı, ülkemizde bu ilkelerin güçlendirilmesi tartışmalarında ortak bir zeminde buluşmak için

vazgeçilmezdir.

 

Toplumsal refahımızın artabilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi, gelecek nesillerin kaliteli

ve kapsayıcı eğitime ulaşabilmesi, karbon nötr ekonomi ve dijital dönüşümün hayata geçmesi için çimento

görevini sağlayan unsur da kurumlar ve kurallardır.

Değerli konuklar,

Maalesef yaşadığımız coğrafya ve ülke gündemimiz geleceğe odaklanmamıza karşı sürekli tuzaklar

oluşturabiliyor. Ancak bizler, Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma

hedefiyle Türkiye’nin aydınlık geleceğine inanıyoruz. Küresel ve ülke gündemleri ağır olsa da,

Cumhuriyetimizin kurucu ilke ve değerlerinden güç alan, demokrasisini sağlamlaştırmış, kurumlarını

kapsayıcı ve güvenilir hale getirmiş, kadını, erkeği, genci, yaşlısı, girişimcisi, çalışanı ile geleceğe umutla

bakan bir ülke olma azmiyle yürürsek, tuzaklara yenik düşmeden, hayal ettiğimiz geleceği birlikte hayata

geçirebiliriz. Bu yolda sivil toplum kuruluşlarının, özellikle iş dünyası STK’larının kendi bölgelerinde ve

sektörlerinde önemli bir kanaat önderi olmaları nedeniyle ciddi etkisi olacağına inanıyoruz.

Bu toplantının ev sahipliği için ÇukurovaSİFED’e ve katılımlarınız için siz değerli konuklara çok teşekkür

ederim.


ETİKETLER :
Diğer EKONOMİ haberleri










Yazarlar

MERSIN
Arşiv Arama
- -






Copyright © 2022 Haberonda.Net Gazetesi Tüm hakları saklıdır.
pendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat