KEMALİST FELSESE


Bu makale 2020-01-09 13:50:32 eklenmiş ve 190 kez görüntülenmiştir.
Işıl YÜREKSİZ

KEMALİST FELSESE
 
1942’de  ilk olarak Herbert Melzig: Platon’un ünlü Devlet kitabındaki “krallar filozof olsa ve filozoflar kralların tahtlarına otursaydı ...“ halk yığınlarının o zaman mutluluğu yakalayabileceği dileği, ilk defa Atatürk’ün şahsında vuku bulmuştur, demiştir. Çünkü onun gerek Kurtuluş Savaşı’nın liderliğini üstlenerek, gerekse de yapılan devrimlerle milletinin medeniyete doğru ilerlemesini sağlayan biri olarak, ama her şeyden önemlisi tüm bunları yaparken barışı esas alarak dünyadaki diğer ülkelere örnek olması, onun ne kadar dahi bir düşün adamı olduğunu da gösterir.
Kemalist kavramının Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasından sonra,  (üç-üç buçuk ay sonra Eylül 1919’da ) işgal güçleri tarafından kullanıldığını görüyoruz. Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra İstanbul ve Anadolu’da bulunan İtilaf Devletleri yetkilileri yazışmalarında “ Kemal ve Kemal’in yanında kümelenen bir takım ulusal mücadele başlatıcısı” anlamında Kemalistler terimini kullanmışlardır.
Bununla birlikte bu terim 1960’lardan sonra farkında olunarak ya da olunmayarak Atatürkçülüğü tanımlamaya ya da belli bir biçime sokmaya çalışanların yazdıkları kitaplar sayesinde çok farklı boyutlara kaymış ve aslında Atatürk’ü sevdirmeye yönelik bu çalışmalar tersine işlemiş ve adeta Atatürk’ten nefret etmeye başlayan bir güruh da oluşmaya başlamıştır.
Şimdi Kemalist politikayı daha iyi anlamak için, onun derinliğinde yatan felsefi özü detaylarıyla anlatalım. Atatürk’ün çok yakın çevresinde bulunan ve dönemin gazetecisi  de olan Falih Rıfkı Atay’a göre Kemalist felsefe şöyle özetlenebilir:   Osmanlı İmparatorluğu’nun bozulmasının en önemli sebebi Şeriat’ın bozulması olarak sunulmuştur. Nitekim Tanzimat Fermanı bile başımıza ne gelmişse Şeriat’ın bozulmasından gelmiştir ön sözü ile başlamaktadır. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi dönemin aydınları, Ali ve Reşit Paşaları İslam kaideleri dururken  Batı’dan yasalar almakla suçlamışlardır. Ali Paşa Fransızlardan Medeni Kanunu almayı önerdiğinde  bir kısım muhafazakar bürokratlar, karşısına Mecelle’yi sunmuşlardı. Aslında imparatorluğun yıkılışının en önemli sebebi din ve dünya işlerimizi birbirinden ayırmadığımızdan dolayı idi. Aslında Batı Uygarlığı’nı, hep azınlık bir grup savunmuştur. Sivil mekteple, cami ve medrese birbirlerine karşı idi. Toplum ise camiye düşkündü. Kemalizmin önemi aslında dinde yaptığı yenileşmelerdir. Allah bir peygambere verdiği şeriatı, diğer peygamber ile değiştirmekle, hatta bir ayetteki hükmünü, diğer bir ayette değiştirmekle bile İslami kaidelerin toplumun değişimi ile birlikte değişebileceğini göstermiş oluyordu. İslam alimleri zamanla din kurallarının değişebileceğini söylemişlerdir. İşte Kemal Atatürk’ün dinde yaptığı bu reformlar bir nevi değişen çağa bu kuralları uyarlamaktı. Aslında insan, aklını kullanarak farzlar üzerinde düşündüğünde   şunları daha  iyi anlamış olur. Zekat, çalışma koşullarının bütün herkesin kazanmasına ve gelir elde etmesine pek fazla imkan sunmadığı o çağların mirasıdır. Hac, Kabe’den faydalanan Mekkelilerin Müslüman olmalarını sağlamak için konulmuştur. Döviz çağını yaşadığımız günümüzde hiç kimse hacca gitmeye zorlanamaz. Yine namaz da sandalyenin olmadığı çağlarda, entari giyen bir toplumun şartlarına göre ayarlanmıştır. Kemalizm’in amacı halkın ibadetlerini kendi dilinde yapması için, ibadetleri de Türkçeleştirmek, ibadet alanlarında da reform yapmaktı. Bu amaçla Atatürk ezan ve namazı Türkçeleştirmeyi istiyordu. Fakat muhafazakarların sözcülüğünü üstlenen İnönü, önce ezanın Türkçeleşmesini namaza daha sonra sıra geleceğini Atatürk’e kabul ettirmiştir. Sonrasında dil meselesi ve Kuran’ın Türkçeleştirilmesi ortaya çıktığı zaman namazın Türkçeleşmesi de gecikmişti.
Bernard Lewis’in de ifade ettiği gibi Kemalist kadronun dinde yaptığı yenilikler aksine İslam’a zarar vermek değil, özünde de dinsizlik değildi. Kemalistler kendi dinlerini Batılı modern bir ulus devletin dini gibi yeniden biçimlendirmek istiyorlardı ve bunu gerçekleştirirken de dinin siyasi, sosyal ve kültürel alanlardaki rolünü yok etmek ve dini sadece Allah ile kul arasındaki sevgi ve vicdan bağı olarak bırakmayı amaçlıyorlardı.  
1922’de Kurtuluş Savaşı’nın ardından yaşanan zaferle birlikte Türk Heyeti Lozan’a gidip, masaya oturduğu zaman Batılı Devletler Türkiye’nin çok geri kalmış bir ülke olduğunu ileri sürerek onu eşit bir ülke statüsünde tanımıyorlardı.
Mustafa Kemal, aynı tarihte, Türk halkına şu cümlelerle sesleniyordu: “Memleket behemahal asri, medeni, müteceddid olacaktır. Bizim için bu, hayat davasıdır.“  O günden beri genç cumhuriyetin davası çağın gerektirdiği koşullara uyum sağlamak ve medeniyete doğru koşar adımlarla ilerlemektir.
Tanzimat’tan beri yapılan değişimlerin en yoğun bir şekilde uygulandığı dönem cumhuriyetin ilanı ve sonrasında yapılan devrimler dönemi olmuştur. Geleneksel ve dini bir toplum olmaktan, modern ve seküler bir Batılı medeniyete geçiş, halk kitlelerinde şaşkınlık yaratmış ve halk kendisini bir anda içinde bulunduğu bu yeni duruma adapte etmeye çalışırken, birtakım problemlerin yaşanması doğal olarak karşılanmalıdır.
Bir nevi toplum mühendisliğine soyunmuş olan cumhuriyetin kurucusu ve sonrasında yapılan devrimlerin de fikir babaları olan kurucu-elit kadro, bir radikal Atatürkçü olan Toktamış Ateş’e göre: halifeliğin yok edilmesi, Şeriat’tan Batılı medeni bir kanuna geçiş, Arap harflerinin kaldırılması vb. gibi radikal devrimleri yaparken halkın onayına sunmuş olsaydı  % 80 oranında, kabul edilmeyecekti. Fakat Kemal Atatürk’ün de ifadesi ile devrimlerin başarılı olabilmesi ancak kan dökülerek olur, diyerek her ne pahasına olursa olsun devrim yaparak halkı karanlıklardan aydınlıklara çıkarmanın gerekliliğini vurgulamıştır.
Kemalist devrimlerin  vazgeçilmez iki yapıcı unsuru vardır ki birincisi sekülerizm ( laisizm ), ikincisi ise eğitim-öğretimde birliktir. Halk herhangi bir dini ideolojinin esiri olmadan, sadece içinde bulunduğu çağın şartlarını göz önünde tutarak kendisi için en faydalıyı yine kendisi seçecektir. İşte bu, gerçek Atatürkçülüğün tanımıdır.
Atatürk ve yakın çevresinde bulunan inkılapları yapan kadro, bir yandan İslam’ın toplumsal birlik ve beraberliği sağlayan manevi bir güç ve huzur kaynağı olduğunun bilincindeydiler, fakat bir yandan da bağnaz düşüncelerin, dogmatik bilgilerin kaynağının en önemli sebebinin de İslam olduğunu savunuyorlardı. Devrimci kadro İslam’ı modern ve ulusal bir devletle uyumlu hale getirmek istiyorlar, bunun için de İslam’ı, yapılan devrimlerle uyumlu olduğunda destekliyor, çağdaşlaşmaya engel teşkil ettiğinde ise sert bir şekilde eleştiriyorlardı.
Kemalist felsefenin özünü, Atatürk’ün Sakarya Savaşı’nın en hararetli ve şiddetli günlerinin yaşandığı 16 Temmuz 1921’de bir Eğitim Kongresi toplayarak eğitime ne kadar destek verdiği de gösterir. Atatürk  bu Eğitim Kongresi’nin açılışında şöyle konuşmuştur: “Şimdiye kadar izlenen öğretim yöntemlerinin, milletimizin gerileme tarihinin en önemli sebeplerinden biri olduğu kanaatindeyim. Onun için bir Milli Eğitim Programı’ndan söz ederken eski devrin boş inançlarından ve yaratılışın niteliklerimizle hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, tamamen uzak, milli karakterimiz ve tarihimizle uyumlu kültürü kast ediyorum. Çünkü, milli dehamızın tam olarak gelişmesi ancak böyle bir kültürle sağlanabilir. Herhangi bir yabancı kültür, şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Fikir, kültür, ortamla uyumludur. O ortam milletin karakteridir.“
1927 yılında Atatürk Kayseri’de bir açılış törenine katılmıştı. Ata tam konuşmasını yapacağı sırada halkın içinden birisi, bir hocayı ön taraflara getirerek, açılıştan önce bu hocanın dua etmesini isteyince, Atatürk şöyle cevap verir:  “Tanrı benim dilimden de anlar... Ona ille de ne söylediğinizi bilmeyerek dua etmek şart mıdır ?“
Kemalist inkılaplar geri alınamaz. Bu inkılapların amacı Batı Medeniyet dünyasına soktuğu yeni kurulan modern cumhuriyeti daha ilerilere taşımaktır. Halk bu devrimleri şu üç önemli yapı taşından dolayı destekler. İnsanların düşünce ve vicdan özgürlüğünü sağladığı için, kadının ekonomik, sosyal ve siyasal konumunu iyileştirdiği için ve zor olan eski yazıyı  çok daha kolayıyla değiştirip yeni yazıyı getirdiği için.
Atatürk İnkılaplarının felsefi boyutunu yine Ata’nın hal ve hareketlerinde görülen karamsar olmama, gözü pek olma  ve aşırı öz güven duygusu yansıtır. Kemal Atatürk’ün kendisi bizzat böyle bir vatandaş yaratmayı amaçlamıştır. Kendi egemenliğinin bilincinde olup, bunu toplumda da bilinçli kullanmayı vatandaşlara öğretmek inkılapların en büyük amacıydı.
Bir an tarihsel sürece dönüp baktığımızda maddi problemlerin yaşandığı toplumların ayakta kalabildiğini fakat dinsiz olan bir milletin asla yaşayamadığını görürüz. Atatürk bu hususta:“Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.“  demiştir. Kemalistlerin laiklik ilkesinin amacı bir nevi Fatih’in Hristiyan ve İslam dinine mensup kültürleri hoşgörü ile karşılayan ve onların üzerinde Roma İmparatorluğu gibi hükmetmek isteyen siyasi bir amaçla benzeşir.
Bütün bu yazılanlardan çıkarılan şu kısa ve öz ana fikir, Kemalist felsefenin dayandığı en temel ilkelerdir: Atatürk ve çevresindeki elit kadronun amacı, memleketi çağdaşlaştırmaktır ve bunu sağlamak içinde tüm yönleriyle Batı’yı örnek almaktır. Doğu ile Batı arasında yapılan bir sentez, melez bir kültür ortaya çıkarır ki, bunun memlekete ve halka hiçbir faydası dokunmaz. Medeniyete girmek isteyen bütün uluslar tüm boyutlarıyla Batı’yı örnek almışlardır. İşte Batı Uygarlığı istikametinde yapılan bu devrimlere engel olmak isteyenler olursa, bu yolda ayağımıza zincirler vurulmuş ve bu zincirler bizi yolumuzdan alı koyuyorsa, bizim de yapacağımız iş bu zincirleri kırmak ve emin adımlarla yürümektir.  der.
Ziya Gökalp’in “Türk Milletindenim“ , “ İslam Ümmetindenim“ , “Batı Medeniyetindenim“ sözü belki de Kemalizmin içeriğini kısa ve öz tanımlayan ifadedir.
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Günü
Bir Darbe Olayıdır
Feto Terör Örgütü Yapmıştır
Cumhurbaşkanı Erdoğan Başarısı
Milletin Devlete,Vatana,Bayrağa Sahip Çıkması
Hiçbiri
Haber Onda Gazetesi Mersin Yerel haberler
Copyright © 2015 - 2016 Haberonda.Net. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
gundem
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
pendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat