70 Yıllar Yola Çıkma Yasağı ve Çocukluğum


Bu makale 2020-08-17 14:51:51 eklenmiş ve 388 kez görüntülenmiştir.
Remziye ÇELİK

Elif için mutluluk geniş ailesiydi henüz filizlerini yeni veren büyükleri kendi yaşamlarını kurmuş mutluluk çatısının mimarları olmuşlardı

kuduz olmuş aylar güneşe bakan umutlarını günbegün kemirse de hayata tutunmak en büyük başarısıymış
Aşk onun için tarifi imkansız çözülemeyen bir büyü küçük bir kız çocuğunun annesinin ellerini tutuğu gibi masumdu
Bir seferlik umutlarını kiralasam boynu bükük kalır mı gözyaşlarım diyerek hayata çelme takmaya çalışan Elif yokluğuna veda mı satıyorum diyordu
Nasıl bir acı nasıl bir aşk yaşamıştı ki enkazdan kalan toz zerreleri bile değer biçilemeyen yakut gibi gözlerden kızıl nehirlerin akmasına sebep olur
Elif kimlere kırılmış yaşarken cehennemi mi yaşıyordu? yoksa kalbini öldürmeye mecbur muydu?Bir insan bu kadar mı acı çekerek hayatını sürdüre bilir yada kaç kere ölüp dirilebilir
Kaderimizi kendimiz yazamadığımı gibi alnımıza yazılanları yaşıyorduk diyordu Elif
Beton evde oturmak bir mucizeydi ve ben bu mucizeye hep inandım
Tek odalı evimiz on kişilik bir ailenin kızı olmak anlatılmaz yaşanır
yokluğun dibine battıkça batan umutlardan bahsetmiyorum bile
Üç ev boyunda daima yeşil kalan bir çam beş altı tane de avlunun etrafında kavak ağaçlarımız vardı
Cam ağacından dökülen kozalakları toplar sobamız da yakardık çıtır çıtır yanar çok güzel sesler çıkarırdı
Küçük bir ormanın içinde yaşamak çocukluğumuza bir başka güzellik katıyorduGüzelliklerin yanında zor günlerde yaşadık mavi düşlerimizin siyaha dönüştüğü zamanlar
O dönemlerde kara borsanın ne olduğuna aklım ermiyordu Annem ablam ile tüp gaz, çay şeker gaz yağı kuyruğunda törpülenen umutlarımız neden beklediğini neden bakkallardan paramızla alamadığımızı bir türlü akıl erdiremezdim yaşım gereği
Annem hastalanmış ağrılarından duramıyordu toy delikanlı olan küçük abim ile annemin kolunun altına girmiş annemi hastahaneye götürmek için güç bela avlumuzdan sokağa doğru yürüyoruz
Yola tam çıktık abim bir araba bulur muyuz umuduyla etrafına bakınıyordu
kısa bir mesafe daha yürümeden önümüzde birden askerler belirdi sokağa çıkmanız yasak geri dönün demişlerdi
Annem sancısından konuşamıyor abim ağlıyordu annem çok hasta doktora götürmemiz lazım
İşin ciddiyetini fark eden askerler kendi başımıza gitmemize izin vermemişlerdi
Nasıl gittiğimizi de hatırlamıyorum
Abime abi askerler neden sokağa çıkmamıza izin vermiyor diye sorduğumda
Sen çok küçüksün abim anlatsam da anlayamazsın demiştiÇocukluğumun en zor yıllarını yaşıyordum önce yüzünü zor bela hatırladığım babamı sonrada benden küçük olan kardeşimi kazada kaybettim
İçimde hep bir acı bir ateş baba özlemi vardı
Boynu bükük babasının ellerinden tutan çolukları izlerdim
Yokluğa iyi kötü göğüs girebiliyorduk da, ya babasızlığa gerebilecek yumru kadar yüreğin özlemini kim giderebilirdi

Darbelerin en kötüsüydü evin direğinin zamansız pencereden uçup gitmesi
Hayat şartları giderlerimizi karşılamamızda barikatlar kuruyor bakkala para yetiştirmemiz de zorluyordu
Annem on beş günde bir komşularla bir olur imece usulü sırayla yufka ekmek pişirirlerdi
bizim için ayrılmış sıkmaları börekleri yemek için can atardık
Ateşin üstüne konan sacın mis gibi ekmeğin kokusu sıcak bazlamaya sürülen sana yağının tadı gözlemeler börekleri lezzetti mideye indirmek için sabırsızlanırdık
Okul çıkışı arkadaşlarımızla avlumuzda toplanır midemiz bayram edecek diye sevinirdik
Yok öyle yağma hemen ikaz edilirdik önce üzerinizi değişin elinizi yüzünüzü yıkayın öyle oturun sofraya
Çantalarımızı kapının önüne bırakır bırakmaz üzerimizi değişir
avlu-muzun ortasında bulunan tulumbadan su çeker elimizi yüzümüz sırayla yıkar karnımızı doyururduk.
Fatma teyzenin oğlu Metin abi kuş avlamayı çok severdi bizlerde etrafında toplanır izlerdik
Elindeki sapanın içine koyduğu küçük taşlarla ağaçların tepesindeki kuşları gözler avlardı
Avladığı kuşların tüylerini yolar hemen bir ateş yakıp pişirdikten sonra bizlere de yedirirdi
Yazık dediğimizde koyun kuzu keçi tavuk nasıl yiyorsanız bunları da yiye bilirsiniz
Şimdi olsa yiyebileceğimi sanmıyorum
Zamanı geldiğinde nasıl yapraklar intihar edebiliyorsa
Bazende kuşların yuvalarında dalından düşerdi
Kiminin içinde yumurtası kiminin içinde tüysüz yavruları işte o zaman üzülürdüm
Baharı yaşamadan solmak böyle bir şey olsa gerek
Hüznün yaşandığı küçük ormanımızda kuşların cıvıltısı bizlere eşlik ederdi
En güzel yanlarından biriside akşam olunca komşularımız toplanır hasır kilim savan ne varsa serilir
üstüne minderler atılır kırlentler konur kim ne pişirdiyse birlikte yenirdi
Annem tandırın üstünde kalaylanmış bakır tencerenin içinde pişirdiği tavuklu pilavın tadı Ayşe teyzenin sardığı sarmanın güzelliği Fatma teyzenin o meşhur salatası melamin tabaklarda yerini alır demir taslara doldurulan ayran ile birlikte midemiz bayram ederdi
Akşam yemeğinden sonra güzelce bir çay demlenir birde Selami amcadan çekirdek aldık mı keyfimize diyecek yoktu
Hasan amcanın anlattığı masaları dinlemek
Sorulan bilmecelere heyecanla cevap vermek için önce ben hayır ben diye tatlı didişmeler-imiz olurdu
Hava mı kararmış daha iyi işte arasınlar ki bir birlerini bulsunlar  yanlış isim söylediler mi yandılar
Ali ben Fadime Bülent Keriman toplanır birlikte ağaçların arkasına saklanarak saklambaç oynardık en güzel saklanma yerimiz koca gövdeli ağaçlardı
Bazı geceler gölgesinde oturur beş taş oynardık
Kübra teyze Ayşe teyze hadi gelin birlikte oynayalım bizde gülerdik ya siz kocaman kadınlarsınız dediğimizde
Onlarda bize gülerdi bizlerde çocuk olduk hadi bakalım kim kimi yenecekmiş bakalım
oysa biz büyüklerin bilmediğini sanırdık meğerse onlar bizden daha iyi biliyorlardı
Kaybeden elini yere koyar beş parmağın ucuna bir taş koyar Kazanan istediği bir taşı seçer ana taşı havaya fırlattığında kaybedenin eline yumrukla tam ortasına vurup taş düşmeden bir taşı havada tek elle yakalardı
Her taş havaya atıldığında yumruk tırmalama çimdikleme masaj gibi sırayla taşı havada yakalaması gerekiyordu
Taşlar bitmeden taş yere düşürse oyunu kaybetmiş oluyordu
Kübra teyze bizi yenerdi hadi bakalım kim göbek atacak kim şarkı söyleyecek birbirinize verin bakalım cezanızı sonrada size iyi uykular derdi
Büyüklerimiz bazen gece geç saatlere kadar oturur sohbet ederlerdi
Sabahın sessiz saatlerinde şafak doğar doğmaz annemiz hepimizi erken uyandırır kahvaltımızı taptıktan sonra işe okula gidenler hazırlığını yapar evden ayrılırdı
Elektriğimiz olmadığı için yıkanan siyah önlüğümü beyaz göz nuru ile işlenmiş dantelli yakamı ütülemek için kömürlü ütümüzü her an kömür bulamadığım için küçük tüpün üstünde ısıtır önlüğümü yakamı ütüler mis gibi giyinirdim
O güzel yıllar gururlu ama yoksulluğun izleriydi Çocuktuk ama akıllıydık hayat pratik olmayı da öğretmişti
Benim için hayat okuldan sonra en güzel saatleri bir araya geldiğimiz avlumuzda geçerdi
Ali ile ayrı sınıflarda ilk okul ikiye gidiyoruz o gün ikimizinde çok dersi vardı
komşular yemekten sonra avluda toplanmış çay içip sohbet ediyorlardı
Ali de bize gelmişti evde ders çalışıyoruz
Gaz lambasının ardından evimize gelen elektriğin ışığında ders çalışmak demir parmaklıklar ardında özgürlüğe kavuşmak gibiydi
Kitaplarımızı defterimizi çantamızdan çıkardık konunun özetini not almaya çalışıyoruz tabi çalış çalışa bilirsen
Ortanca ablam Yasemin yere serdiği döşeğin üzerinde derin bir uykuya dalmış
Sanki bizim evden tren geçiyor horladıkça horluyor bizi de çileden çıkarmış ders çalışmamıza engel oluyordu
Of ya yeter artık yeter deddim biri sustursun ablamı
Ali ablamın yastığını hareket ettirse de ablamın horlaması kesilmiyordu
Ali,ye kalk Ali kalk
Ali ne yapacaksın Dilara
Ya sen kalk
Ali of ya tamam Dilara 
Sessiz ol sadece yardım et
Dilara ne yapacaksın hadi söyle
Sus Ali sus sen şu raftaki tuzu getir
Ali tuzu getirirken bende acı toz biberini almış bir çay kaşığıyla azıcık tuzu karıştırmış horlayan ablamın ağzına dökmüştükKaç Ali kaç ablam yakalarsa bizi kör bıçakla kıtır kıtır kesecek kaç diyorum
Ablam çığlık çığlığa uykudan fırlamış bizi görünce küfürleri basıyor yandım yandım diyordu
Ben habire kaç Ali hadi kaçalım ablam geliyor
Ali de kaç Dilara ablan bizi şimdi kıtır kıtır kesecek çiğ çiğ yiyecek kaç diyordu 
Bizim kaçışmalarımız gören avludakiler ne yaramazlık yaptınız da kaçıyorsunuz
Ablam yanan ağzını su ile yıkamış gelin buraya sizi öldürmezsem diye  arkamızdan bağırıyordu
Ben kaç Ali kaç evin damına kaçalım bizi yakalayamaz o hantal kaç diyordum
Ali ile evin çatısına çıkmış avluda komşuların kahkahaları arasında ablamın karşısında göbek atıyorduk
Sen bir daha horlayacak mısın senin yüzünden ders çalışamıyoruz dediğimizde 
Ablam sizi yumurcaklar siz öldünüz yeter ki sizi elime bir geçireyim
Annemiz bize kızmıştı yaptığımızın yanlış olduğunu anlatıklarında ablamdan özür diledik ama sende horlama ders çalışamıyoruz dedik
O gününü hatırladıkça yaptığımız yaramazlığın ablamın sağlığına belkide zarar verebileceğimizi büyüyünce anladım

 

 

Uçurumdan atlarken güneşe tutunmak-mış Hayat
 
Remziye ÇELİK
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -














Haberonda Gazetesi Mersin Yerel haberler
Copyright © 2015 - 2016 Haberonda.Net. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
gundem
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi
pendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat